Kapat

Şimdiye Kadar Yapılmış En Korkunç Deneyler

Anasayfa Makaleler Şimdiye Kadar Yapılmış En Korkunç Deneyler
Bilim adamları her zaman toplumun en imrenilen, en çok güvenilen kesimi olmuştur: araştırmacı, meraklı ve sorgulayıcıdırlar. Geliştirdikleri teknolojilerle insanların asla yapamayacakları şeyleri yapmalarını sağlarlar. Ancak okuyacağınız bu makalede, bilim adamı dahi olsa, hiç kimseye sonsuz güven duymamanızı gösteren korkunç deneyler göreceksiniz.

Korkunç Nazi Deneyleri

Korkunç deneyler yarışında Nazilerin eline kimse su dökemez gibi görünüyor çünkü Naziler etkin oldukları dönem boyunca isteğe bağlı yada zor kullanarak sayısız deney yapmıştır. Bu deneyler neticesinde kalıcı sakatlıklar ve ölümler gerçekleşmiştir.

Örneğin Auschwitz kampında, Dr. Josef Mengele, göz reklerinin kalıcı olarak değişip değişmeyeceğini görmek için çocukların gözlerine boyalı sıvılar enjekte etmiştir. Ayrıca bazı hastalarının vücutlarını birbirine dikerek olacaklar hakkında fikir sahibi olmaya çalışmıştır.

1942 yılında Polonya’nın Baranowicze kentindeki Nazi doktorlar bir kaç küçük çocuğu sandalyelere bağlamış ve başları çekiçle vurmuşlardır. Başa alınan darbelerin sonuçları üzerinde çalışıyorlardı.

Ravensbrück kadın kampında, sentetik bir antibiyotik olan sulfonamide’in etkisi mahkumlar üzerinde test edildi. Kolları ve bacakları kesilen deneklerin yaraları bakterilerle ve öğütülmüş camla ovalayarak tedavi edilmeye çalışıldı.

Size bu korkunç fotoğrafları göstermek yerine, bu sevimli köpek yavrularını göstermeyi tercih ettik.

Savaş sonrası Güney Amerika’ya kaçmayan Nazi doktorlar yargılandı.Çoğunluğu beraat etti. Bir kısmı ise on yıl devam eden infazlarla idam edildi.

Yüzbinlerce Kişiyi Öldüren Japonlar

Japon ordusuna bağlı “Birim 731’e”, gelişmiş mikrobik silahlar geliştirmesi ve bu silahları dünya genelinde kullanılabilir hale getirmesi görevi verildi.

Birim 731, 1931 yılında hastalık önleme birimi olarak kuruldu . 1935 yılına gelindiğinde Mançurya’da bazı operayonlar yürüttü. Bunu bir başarı olarak değerlendirecek olursak, en büyük başarıları, Mançurya’da veba mikrobu taşıyan pirelerin kasıtlı olarak ülkeye salıverilmesi diyebiliriz. Hedefleri ise Japon karşıtı sivillerdi. Çin hükümeti verilerine göre sadece veba salgını yüzünden 580 bin kişi öldü, yüz binlerce kişi ise şarbon ve kolera salgınlarında hayatını kaybetti. 

En az on yıl boyunca, Birim 731 ölü sayısını artırmak için yapay mikroplar üzerinde çalıştı. Hastalığa çabuk yakalanan bireylerden kan örnekleri alınarak, hastalıkların daha etkili olması için araştırmalar yapıldı, bazen direk olarak bu insanların kanları hastalığı yaymak için kullanıldı.

Mahkumlara anestezi yapılmadan, uzuvları dondurularak çözüldü, kangren incelendi, bazen insanların sol kolları kesilerek, vücudunun sağ tarafına dikildi yada organlar çıkarılarak sonuçlar incelendi.

Sovyetler, Birim 731’in de dahil olduğu Kwangtung Ordusunu yendiklerinde, failleri 2 ve 25 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı. ABD, bu davalara şiddetle karşı çıktı, meşruiyetlerini kabul etmeyi reddetti ve birlik komutanı Shiro Ishii de dahil olmak üzere hemen hemen her Birim 731 üyesine dokunulmazlık teklif etti.

Ünitenin en az bir eski üyesi olan Masami Kitaoka, savaş sonrası Japonya Ulusal Sağlık Bilimleri Enstitüsüyle çalışarak, dokuz yıl boyunca olanları görmek için zihinsel engelli hastalara tifüs bulaştırdı.

ABD Faaliyetleri

1951 yılında Amerikalı dermatolog Albert Kligman’ın, Pennsylvania’daki Holmesburg hapishanesinde bazı deneyler yaptığı açıklandı.

Görünüşe göre mahkûm sayısının fazla olduğunu fark etmişti ve tıp etiği hakkında öğrendiği her şeyi bir kenara bırakarak, mahkumlar üzerinde patojen testleri yapmıştı, mahkumları kimyasal silah olarak bilinen Portakal Gazının etkin maddesi diyoksine maruz bırakmıştı. Portakal Gazı, Birleşik Devletler tarafından Vietnam’da kullanılan kimyasal bir silahtır, gıda maddelerine de bulaşarak yıllarca etkisini devam ettirmektedir.

 

Portakal Gazının Vietnam’da ki etkisi 35 yıl sonra bile devam ediyor.

Kligman, yirmi yıldan fazla bir süre mahkumlara işkence etti ama yine de hükümet çalışmalarını başarılı bulmadı. Kligman, hayatı boyunca hiçbir ceza almadı ve 94 yaşına kadar yaşadı. Hayatının sonuna kadar, çalışmalarında yanlış bir şey yapmadığına dair yeminler etti.

İnsanlara nükleer bombada kullanılan maddeler enjekte etmek

50’li ve 60’lı yıllarda, nükleer araştırmalar ABD hükümeti tarafından yüksek düzeyde finanse edildi, insanların (özellikle azınlıkların) yüksek miktarlarda radyasyona maruz kaldıklarında neler olabileceği üzerine araştırmalar yapıldı.

Nükleer silah geliştirme programının vazgeçilmez maddesi Plütonyum, askerler ve Chicago hastanesinde bulunan bazı sivillere enjekte edildi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, deneklerden sadece dörtte biri üzerlerinde araştırma yapabilecek kadar uzun yaşadı.

Kanser araştırmacısı ve Atom Enerjisi Komisyonu üyesi Dr. Cornelius Rhoads, sonuçlarını izlemek için kanser hastası Porto Rikolulara nükleer sıvılar enjekte etti, tabiki hepsi öldü.

Rhoads çalışmalarını “esprili” bir şekilde şöyle anlatıyor: ” Porto Rikolular, bu bölgede yaşayan en kirli, en hastalıklı, en dejenere ve en hırslı ırk… Ben sekiz kişiyi öldürerek onları yok etmek için bana düşen görevi yaptım. Ve birkaç tanesini de kansere yakalattım. 

Eugene Saenger, tedavi kisvesi altında, 20.000’in üzerinde Afro-Amerikalı hastayı x-ışını radyasyonuna maruz bıraktı. Şiddetli ağrılar çeken ve iç kanama geçiren hastalar ortaya çıkan en az 20 değişik hastalık yüzünden can verdi.

90’lı yıllarda, Saenger’in hastalarının aileleri ona dava açtı ve sonunda sadece 3.6 milyon dolarlık bir anlaşma yaptılar.

 

KAYNAKLAR: 1

Bir Cevap Yazın