Tarihte Yapılmış En Korkunç Deneyler
Korkunç Nazi Deneyleri

Nazi hekimleri, toplama kamplarındaki tutsaklar üzerinde rızaları olmadan deneyler yaptı. Bu uygulamalar kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açtı.
Örneğin Auschwitz kampında, Dr. Josef Mengele, göz renklerinin kalıcı olarak değişip değişmeyeceğini görmek için çocukların gözlerine boyalı sıvılar enjekte etmiştir. Ayrıca bazı hastalarının vücutlarını birbirine dikerek olacaklar hakkında fikir sahibi olmaya çalışmıştır.
1942 yılında Polonya’nın Baranowicze kentindeki Nazi doktorlar bir kaç küçük çocuğu sandalyelere bağlamış ve başları çekiçle vurmuşlardır. Başa alınan darbelerin sonuçları üzerinde çalışıyorlardı.
Ravensbrück kadın kampında, sentetik bir antibiyotik olan sulfonamide’in etkisi mahkumlar üzerinde test edildi. Kolları ve bacakları kesilen deneklerin yaraları bakterilerle ve öğütülmüş camla ovalayarak tedavi edilmeye çalışıldı.

Nürnberg Doktorlar Davası’nda 23 hekim ve yönetici yargılandı. 20 Ağustos 1947’de 16 sanık suçlu bulundu; 7 sanık ölüm cezasına çarptırıldı ve 2 Haziran 1948’de idam edildi. Bu davada sanıkların çoğu beraat etmedi. Kaynak: ABD Holokost Anma Müzesi.
Birim 731 ve Japon Ordusunun Deneyleri

Japon ordusuna bağlı “Birim 731’e”, gelişmiş mikrobik silahlar geliştirmesi ve bu silahları dünya genelinde kullanılabilir hale getirmesi görevi verildi.
Birim 731, Japon ordusunun Mançurya’da biyolojik savaş araştırmaları yürüttüğü birimdi. Mançurya’da veba mikrobu taşıyan pirelerin kasıtlı olarak yayılması, biyolojik savaş uygulamaları arasında anlatılır. Hedefleri ise Japon karşıtı sivillerdi. Birim 731’in deneyleri ile daha geniş biyolojik savaş uygulamalarının toplam kayıpları farklı kapsamlarla hesaplanır; burada tek bir kesin ölüm toplamı verilmemektedir.
En az on yıl boyunca, Birim 731 ölü sayısını artırmak için yapay mikroplar üzerinde çalıştı. Hastalığa çabuk yakalanan bireylerden kan örnekleri alınarak, hastalıkların daha etkili olması için araştırmalar yapıldı, bazen direk olarak bu insanların kanları hastalığı yaymak için kullanıldı.

Mahkumlara anestezi yapılmadan, uzuvları dondurularak çözüldü, kangren incelendi, bazen insanların sol kolları kesilerek, vücudunun sağ tarafına dikildi yada organlar çıkarılarak sonuçlar incelendi.
Sovyetler, Birim 731’in de dahil olduğu Kwangtung Ordusunu yendiklerinde, failleri 2 ve 25 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı. ABD, bu davalara şiddetle karşı çıktı, meşruiyetlerini kabul etmeyi reddetti ve birlik komutanı Shiro Ishii de dahil olmak üzere hemen hemen her Birim 731 üyesine dokunulmazlık teklif etti.
Ünitenin en az bir eski üyesi olan Masami Kitaoka, savaş sonrası Japonya Ulusal Sağlık Bilimleri Enstitüsüyle çalışarak, dokuz yıl boyunca olanları görmek için zihinsel engelli hastalara tifüs bulaştırdı.
ABD Faaliyetleri

1951 yılında Amerikalı dermatolog Albert Kligman’ın, Pennsylvania’daki Holmesburg hapishanesinde bazı deneyler yaptığı açıklandı.
Philadelphia’nın 2022 tarihli resmî özrüne göre, 1950’lerden 1970’lere kadar Holmesburg Hapishanesi’ndeki mahkûmlar ilaçlar, virüsler, mantarlar, asbest ve Agent Orange ile ilişkili dioksin gibi maddelere maruz bırakıldı. Deneklerin büyük bölümü siyahi erkeklerdi. Agent Orange bir gaz değil, Vietnam Savaşı’nda kullanılan yaprak dökücü herbisit karışımıdır. Kaynak: Philadelphia Belediyesi’nin açıklaması.
Agent Orange ve etkileri üzerine video
Kligman, yirmi yıldan fazla bir süre mahkumlara işkence etti ama yine de hükümet çalışmalarını başarılı bulmadı. Kligman, hayatı boyunca hiçbir ceza almadı ve 94 yaşına kadar yaşadı. Hayatının sonuna kadar, çalışmalarında yanlış bir şey yapmadığına dair yeminler etti.
İnsanlara nükleer bombada kullanılan maddeler enjekte etmek
50’li ve 60’lı yıllarda, nükleer araştırmalar ABD hükümeti tarafından yüksek düzeyde finanse edildi, insanların (özellikle azınlıkların) yüksek miktarlarda radyasyona maruz kaldıklarında neler olabileceği üzerine araştırmalar yapıldı.
ABD İnsan Radyasyon Deneyleri Danışma Komitesi (ACHRE), 1945–1947 arasında 18 hastane hastasına plütonyum enjekte edildiğini belgeledi. Hastaların araştırmanın niteliği ve riskleri hakkında ne ölçüde bilgilendirildiği, rapordaki temel etik sorunlardan biridir. “Yalnızca dörtte biri araştırmaya yetecek kadar yaşadı” genellemesi burada doğrulanmış bir sonuç olarak verilmemektedir. Kaynak: ACHRE raporu, Bölüm 5.
Farklı deneylerin araştırmacıları, kullanılan maddeler ve hasta sonuçları birbirine karıştırılmamalıdır. Cornelius Rhoads’a atfedilen mektup ile plütonyum deneylerinin aynı olay olduğu, burada güvenilir belgelerle gösterilmiş değildir.

ACHRE raporuna göre Eugene L. Saenger ve Cincinnati Üniversitesi ekibi, 1960–1971 arasında yaklaşık 88 kanser hastasına tüm vücut veya kısmi vücut ışınlaması uyguladı. Deneylerde askerî araştırma amacı ile tedavi amacı iç içeydi; hastaların bilgilendirilmiş rızası önemli bir tartışma konusuydu. Bu sayı “20.000’den fazla hasta” değildir; bütün ölümlerin yalnızca ışınlamadan kaynaklandığı da bu veriden çıkarılamaz. Kaynak: ACHRE raporu, Bölüm 8.
90’lı yıllarda, Saenger’in hastalarının aileleri ona dava açtı ve sonunda sadece 3.6 milyon dolarlık bir anlaşma yaptılar.
KAYNAKLAR: 1

