ABD Gizli Projeleri: Soğuk Savaş ve II. Dünya Savaşı’nın En Sıra Dışı Askeri Operasyonları

abd gizli projeleri

ABD gizli projeleri arasında uygulanmış programların yanı sıra, deney aşamasında kalan veya yalnızca teklif olarak hazırlanan fikirler de bulunur. II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerinden bu seçkide, bir öneri ile tamamlanmış bir operasyonun aynı şey olmadığını dikkate almak gerekir.

Aşağıdaki 11 başlığın görselleri temsili illüstrasyonlardır; tarihî operasyonların gerçek fotoğrafları veya teknik çizimleri olarak değerlendirilmemelidir. Kaynak kayıtlarının desteklediği ayrıntılar ile popüler anlatılardaki iddialar birbirinden ayrılmıştır.

1. Akustik Kedi: hayvanlarla dinleme deneyi

CIA’nın kendi tarih anlatımına göre Acoustic Kitty çalışması 1964’te başladı ve 1967’de kapatıldı. Kedilere dinleme donanımı yerleştirme fikri teknik olarak denenmişti; ancak hayvanların davranışlarını güvenilir biçimde yönlendirmek mümkün olmadı.

CIA, kedinin ilk görevde bir taksi tarafından ezildiği yönündeki yaygın hikâyeyi açıkça yanlış olarak niteler. Kurumun anlatımında kedi hiçbir zaman operasyonel olarak kullanılmadı. Bu nedenle taksi hikâyesini projenin belgelenmiş sonu gibi aktarmamak gerekir.

Kaynak: CIA, Natural Spies: Animals in Espionage.

2. Proje X-Ray: Japonya’ya Saldırmak İçin Yarasalara Bomba Bağlama Planı

II. Dünya Savaşı, savaş stratejilerinde birçok deneyin yapıldığı bir dönemdi. Savaşın en büyük teknolojik başarılarından biri elbette atom bombasıydı. Ancak, atom bombası ortaya çıkmadan önce, ABD ordusu başka bir patlayıcı silah fikriyle oynuyordu: yarasa bombası.

Bu plan, Batman’in fantezi dünyasındaki yarasa temalı silahlarıyla hiç de ilgili değildi. Gerçek yarasaların, gerçek bombalar taşıdığı bir projeydi. Project X-Ray olarak adlandırılan bu gizli operasyon, sonunda beklenmedik şekilde başarısız oldu.

Fikir, Pennsylvania’dan bir diş cerrahı olan Lytle S. Adams tarafından ortaya atıldı. New Mexico’daki Carlsbad Mağaraları Ulusal Parkı’nı ziyaret eden Adams, burada büyük bir yarasa nüfusuyla karşılaştı. Yarasalara karşı pek de sempati duymayan Adams, ilginç bir öneriyle Ocak 1942’de Beyaz Saray’a bir mektup yazdı.

Mektubunda, yarasaların Japon halkını korkutmak ve şehirleri yakıp yıkmak için kullanılabileceğini öne sürüyordu. Adams, yarasaları “karanlık ve kötülüğün simgesi” olarak tanımlıyor ve Tanrı’nın yarasaları bu amaç için yarattığına inandığını söylüyordu.

Franklin D. Roosevelt bu çılgın öneriyi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti ve çalışmalara başlandı.

Planın detayları ise oldukça karmaşıktı: Yarasalara küçük, zaman ayarlı yangın bombaları bağlanacak ve bu yarasalar hibernasyon halinde soğutulmuş bölmelere konulacaktı. Japonya’nın şehirlerine ulaştıklarında, yarasalar ahşap ve bambudan yapılmış yapıların çatılarında yuvalanıp bombaları patlatarak şehirleri ateşe verecekti.

Mayıs 1943’te, New Mexico’daki Carlsbad Hava Üssü’nde bu planın resmi bir testi gerçekleştirildi. Ancak işler beklenildiği gibi gitmedi; yarasalar beklenenden önce serbest bırakıldı ve bir ahır ile bir generalin arabası yanarak zarar gördü.

Project X-Ray testlerde başarısız olsa da, bazı üst düzey yetkililer projeye devam etmek istedi. Ancak proje, donanma komutanı Ernest J. King‘e projenin ancak 1945 ortasında hazır olacağı bildirildiğinde iptal edildi.

Yine de, bu projeye 2 milyon dolardan fazla harcanmıştı ki bu, bugünkü değerle 35 milyon dolardan fazla ediyor.

3. Proje A119: Ay yakınında nükleer patlama araştırması

A119 adıyla anılan araştırma, uzay yarışının erken döneminde Ay üzerinde veya yakınında nükleer patlamaların olası sonuçlarını inceleyen bir çalışmadır. L. Reiffel imzalı 19 Haziran 1959 tarihli A Study of Lunar Research Flights raporu, bilimsel, askerî ve siyasi amaçları ayrı ayrı ele alır.

Raporda optik gözlem, sismik ölçüm ve çevresel kirlenme gibi konular tartışılır. Bir araştırma raporunun hazırlanmış olması, Ay’a fiilen nükleer saldırı yapıldığı anlamına gelmez. Görseldeki patlama temsili bir çizimdir; raporun teknik çizimi veya gerçekleşmiş bir olayın görüntüsü değildir.

Kaynak: ABD Hava Kuvvetleri, A Study of Lunar Research Flights, 1959.

4. Operasyon Fantasia: Japonları Parlayan Tilkilerle Korkutma Planı

Japon folklorundaki kitsune, doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen bir tilki figürüdür. Fantasia anlatısı, bu folklor öğesini psikolojik savaşta kullanma fikriyle ilgilidir.

II. Dünya Savaşı sırasında bu halk inanışları, ABD’nin Japonlara karşı psikolojik savaşta kullanmayı düşündüğü bir araç haline geliyordu. Operasyon Fantasia, ABD Stratejik Hizmetler Ofisi’nin (OSS) lideri William “Wild Bill” Donovan‘ın bilim insanlarına, Mihver devletleri askerlerini “kurnazca yenme” talimatı vermesiyle başladı.

OSS’nin psikolojik savaş stratejisti Ed Salinger, Donovan’ın talimatını biraz fazla ciddiye aldı. Japon folkloru ve kitsune hakkında biraz bilgisi olan Salinger, bu inancı kullanarak Japon halkını korkutmayı önerdi.

Operasyon Fantasia’nın ilk versiyonu şu şekildeydi: Tilki şeklindeki balonları Japon köylerinin üzerinde uçurmak. Bu balonların etkisini artırmak için askerler tilki seslerini taklit eden enstrümanlar çalacaklardı. Amaç, Japon halkının bu yaratıklar tarafından saldırıya uğradıklarını düşünmesini sağlamaktı.

Ancak, bu plan tamamen ırkçı bir bakış açısına dayanıyordu. Salinger, Japonların batılılardan daha batıl inançlara sahip olduğunu ve bu tür numaralarla kolayca kandırılabileceklerini varsayıyordu. Salinger’ın yazdığı bir belgede, Japon halkının kötü ruhlara ve doğaüstü olaylara inandığını vurgulaması da bunu doğruluyordu.

İlk plan rafa kaldırıldıktan sonra, Salinger başka bir yöntem geliştirdi: Çin ve Avustralya’da canlı tilkiler yakalanacak, bunlar fosforlu boya ile boyanacak ve Japonya’ya salınacaktı. Bu yöntemin işe yarayıp yaramayacağını görmek için Washington, D.C.’de bir parka 30 adet boyanmış tilki salındı. Tilkilerin parıldadığını gören insanlar gerçekten korktu, bu da operasyonun başarılı olabileceğini düşündürdü. Ancak, tilkileri Japonya’ya ulaştırmak büyük bir sorun haline geldi. Chesapeake Körfezi’nde bir test yapıldı ve tilkiler karaya yüzerek çıkmayı başarsa da boyaları suyla birlikte akıp gitmişti.

Salinger, operasyonun başka versiyonlarını da önerdi, örneğin müttefik yanlısı Japon vatandaşların tilki ruhları tarafından ele geçirildiklerini iddia etmelerini sağlamak gibi. Ancak hiçbir versiyon planlama aşamasını geçemedi. Sonuçta OSS, bu projeyi uygulamanın pratik olmadığını ve saçma olduğunu düşünerek iptal etti.

5. Operasyon Monopoly: Sovyet Büyükelçiliği Altına Tünel Kazma Planı

1977 yılında, Sovyetler Birliği’nin Washington, D.C.’deki yeni büyükelçilik kompleksi açıldı. Ancak bu yeni elçilik binasının Beyaz Saray ve Kongre Binası’na olan yakınlığı, Amerikan istihbaratını endişelendirdi. Sovyetler, bu stratejik konumdan ABD başkanı ve üst düzey yetkilileri dinlemek için yeni teknolojiler kullanabilir miydi?

Bu kaygılar, FBI’nın Operasyon Monopoly adı verilen gizli bir casusluk operasyonunu başlatmasına yol açtı. Plan basitti: Sovyet büyükelçiliğinin tam altına bir tünel kazılarak, elçilikten gelen bilgilerin dinlenebilmesi sağlanacaktı. FBI, büyükelçiliğin karşısında bir ev satın aldı ve buradan büyükelçilik binasının altına doğru bir tünel kazmaya başladı. Bu tünel aracılığıyla elçiliğin altına gizlice dinleme cihazları yerleştirilecekti.

Kazı çalışmaları Sovyet Büyükelçiliği tamamlanır tamamlanmaz başladı. Ancak proje en başından itibaren sorunlarla doluydu. Tünel planlaması zayıftı ve sürekli olarak su sızıyordu. Yerleştirilen teknolojiler çoğu kez başarısız oldu. Dahası, Sovyetlerin bu operasyondan haberdar olduklarına dair güçlü şüpheler vardı. FBI’nın karşıdaki evine posta teslim edilmiyor, perdeler sürekli kapalıydı ve evde sürekli kameralar bulunuyordu — bu durum Sovyetlerin dikkatini çekmiş olabilirdi.

Tünel çalışmaları on yılı aşkın süre devam etti, ancak sonuçta FBI, Operasyon Monopoly’den hiçbir bilgi elde edemedi. FBI’nın asistan direktörü John F. Lewis’in ifadesiyle, “hiçbir bilgi” elde edilememişti. Bu operasyon FBI’a yüz milyonlarca dolara mal oldu ve tamamen başarısızlıkla sonuçlandı.

Daha da kötüsü, 2001’de yapılan bir soruşturma, FBI ajanı Robert Hanssen’ın bir Sovyet çifte ajanı olduğunu ve tünelin inşaatı hakkında Sovyetlere bilgi sızdırdığını ortaya çıkardı. Hanssen, casusluk suçlamasıyla yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Sonuç olarak, Operasyon Monopoly, FBI tarihindeki en büyük zaman ve kaynak israfı olarak hatırlanıyor.

6. Proje Chariot: Alaska’da nükleer kazıyla liman açma önerisi

Project Chariot, Atom Enerjisi Komisyonu’nun Plowshare programı kapsamında Alaska’daki Cape Thompson yakınında nükleer patlamalarla bir liman açılması önerisiydi. Enerji Bakanlığı’nın tarih anlatımına göre 1958’de seçilen proje, halkın karşı çıkması üzerine 1962’de sona erdi. Planlanan liman için nükleer patlamalar gerçekleştirilmedi.

Ayrı bir 1962 araştırmasında, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu sahaya radyoaktif izleyici maddeler içeren toprak getirdi. DOE, kalan kirlenmiş malzemelerin 1993’te kaldırıldığını bildirir. Bu olay, Alaska’da liman açmak için nükleer bomba patlatılmasıyla karıştırılmamalıdır.

Kaynaklar: DOE, Project Chariot tarihçesi; DOE, Chariot sahasındaki izleyici deneyi ve temizlik.

7. Proje 1794: ABD’nin Süpersonik Uçan Daire İnşa Etme Girişimi

UFO’larla ilgili teoriler, gökyüzünde ilk kez görüldüklerinden beri konuşuluyor. Birçok kişi uçan dairelerin dünya dışı varlıklara ait teknolojiler olduğunu iddia etse de, bazıları UFO’ların aslında insan yapımı olabileceğini öne sürdü — belki de dünya hükümetleri tarafından geliştirilen gizli araçlar.

Çoğu bilim insanı, UFO’ların iddia edilen manevralarını gerçekleştirecek bir teknolojinin henüz Dünya’da var olmadığını kabul etse de, bu durum uzmanların böyle bir teknolojiyi geliştirmeye çalışmadıkları anlamına gelmiyor.

İşte Proje 1794 devreye giriyor. ABD Hava Kuvvetleri’nin, şimdi gizliliği kaldırılmış bu proje, bir uçan daire tipi savaş uçağı geliştirmeyi hedefliyordu. Bu uçak, süpersonik hızlara ulaşabilen ve Sovyet bombardıman uçaklarını vurmak için kullanılabilecek bir araç olacaktı — elbette, bu asla gerçekleşmedi.

1950’lerde başlayan proje, ABD Hava Kuvvetleri ve Kanadalı Avro Aircraft şirketi arasındaki bir iş birliğiyle yürütüldü. Hava Kuvvetleri, daha önce hiç görülmemiş bir araç tasarlamalarını istedi. Bu daire şeklindeki uçak, 2.600 mil/saat hızla hareket edebilecek, 100.000 fit yüksekliğe çıkabilecek ve dikey iniş-kalkış yapabilecekti. Her yere konuşlandırılabilecek bu uçak, özellikle gizli operasyonlar için ideal olacaktı.

Teoride, tıpkı UFO’lardan ilham aldığı gibi, tam da UFO’lara benzeyecekti. Hatta bazıları, 1950’lerdeki UFO gözlemlerinin, bu test araçlarının uçuşlarından kaynaklanmış olabileceğini bile öne sürdü. Ancak bu uçak, vaadettiklerinin çoğunu gerçekleştiremedi.

Askeri fonla geliştirilen benzer bir araç olan VZ-9 Avrocar da büyük vaatlerde bulundu. Bu araç 300 mil/saat hız yapmayı hedefliyordu, ancak gerçekte yalnızca 35 mil/saat hıza ulaştı. Ayrıca sadece birkaç metre havalanabildi ve sürekli olarak yalpaladığı için pratikte kullanılamaz hale geldi.

Bu tür projelerde tasarım hedefleri ile denemelerde elde edilen performans ayrı değerlendirilmelidir. Başarısız bir araç geliştirme girişimi, dünya dışı araçların varlığına kanıt oluşturmaz.

8. CIA’nin Filipinler’deki “Vampirleri”: Aswang Efsanesini Kullanan Psikolojik Savaş Taktikleri

Amerikan istihbarat operasyonlarının Asya folklorunu kullanarak Doğu ve Güneydoğu Asya halklarını korkutma stratejileri, tarihte birkaç kez tekrarlandı. Japonya’daki Operasyon Fantasia planından kısa bir süre sonra, CIA yetkilileri benzer bir planı Filipinler‘de devreye soktu.

1950 yılında, II. Dünya Savaşı’nın bitiminden birkaç yıl sonra, Amerikalı Yarbay Edward Lansdale Filipinler’e geldi. O dönemde Lansdale, CIA için çalışıyordu, ancak daha önce Hava Kuvvetleri’nde görev yapmış ve reklamcılık alanında çalışmıştı. Bu geçmişi, onu psikolojik savaş konusunda oldukça yetkin hale getirdi ve Filipinler’de bu yeteneğini en sıra dışı şekilde kullandı.

Filipinler hükümeti, o dönem Huk Komünist isyanı ile mücadele ediyordu. Lansdale ise düşman güçlerini gizli ve psikolojik yöntemlerle zayıflatmak için görevlendirildi. Lansdale, çözümün Filipinler’in yerel folklorunda yattığını düşünüyordu. Yazar William Blum’un Killing Hope adlı kitabında belirttiği gibi, Filipinler’de yaygın olarak bilinen aswang efsanesi bu amaç için kullanıldı. Aswang, Filipinler mitolojisinde vampir benzeri bir yaratıktı ve büyük bir korku kaynağıydı.

Lansdale ve ekibi, bu korkuyu yayarak Huk savaşçılarını korkutmak için bir dizi sıra dışı taktik geliştirdi. Köylerin üzerinde uçup Tagalogca lanetler yağdıran hoparlörler kullandılar ve Hük isyancılarına yardım edenlerin lanetleneceğini söylediler. Bu korkutma taktikleri işe yaramış gibiydi, zira bazı süperstitif köylüler, saklanan Huk savaşçılarını teslim etmeye başladı.

Ancak Lansdale, burada durmadı ve planını daha da ileri götürdü. Ekip, bir Huk savaşçısını kaçırdı, onu öldürdü ve boynuna vampir ısırığını andıran iki delik açtı. Ardından cesedi baş aşağı astı ve kanının boşalmasını sağladı. Kısa süre sonra diğer Huk savaşçıları cesedi buldu ve büyük olasılıkla arkadaşlarının bir aswang tarafından öldürüldüğüne inandılar.

Gerçekten aswang’a inanıp inanmadıkları bilinmese de, isyancılar bölgeden kaçtı ve CIA’nin “vampirleri” amaçlarına ulaşmış oldu. Ancak bu, hem acımasız hem de tuhaf bir savaş yöntemi olarak tarihe geçti.

9. “Eşcinsel Bomba”: ABD Ordusunun Düşman Askerlerini Aşık Etme Planı

1994 yılında ABD ordusu, savaşları durdurmanın sıra dışı bir yolunu düşündü: Düşman askerlerini eşcinsel yaparak birbirlerine aşık etmek. Bu tuhaf fikir, ABD ordusu tarafından ciddiyetle ele alınan ve “eşcinsel bomba” adı verilen bir proje önerisiydi.

Bu teorik kimyasal silahın amacı, düşman askerlerini öldürmek değil, onları savaş görevlerini ihmal edecek kadar dikkatlerini dağıtmaktı. ABD Savunma Bakanlığı’na göre, askerlerin birbirlerine olan cinsel çekimleri, savaşla ilgilenmeyi bırakmalarına neden olabilirdi.

Çözüm basit görünüyordu: Düşman askerlerini eşcinsel yapacak bir bomba üretmek. Bu bombaya yeterli miktarda afrodizyak ekleyerek, askerlerin birbirlerine karşı karşı konulmaz bir çekim hissetmeleri sağlanacaktı.

Bu plan gerçekti. Wright Laboratuvarı’ndaki araştırmacılar, bu fikir için yaklaşık 7.5 milyon dolar bütçe talep ettikleri üç sayfalık bir teklif hazırladılar. Teklifte, bombada kullanılacak kimyasalın düşman askerlerini eşcinsel yapacağı ve bu durumun askeri birliklerin parçalanmasına yol açacağı öne sürüldü.

Elbette bu fikir, bilimsel bir temele dayanmıyordu. Bir kişinin cinsel yönelimini değiştirecek bir kimyasal maddenin varlığına dair hiçbir kanıt bulunmadığı gibi, bu kimyasala maruz kalan herkesin hemen cinsel ilişkiye gireceği garantisi de yoktu.

Bu proje muhtemelen 1990’ların başındaki homofobiden beslenen bir düşünceydi ve neyse ki, başlangıç aşamasından öteye geçmedi.

10. Edgewood Arsenal: askerlerle yürütülen kimyasal araştırmalar

ABD Gazi İşleri Bakanlığı (VA), Maryland’deki Edgewood Arsenal araştırmalarının 1955–1975 arasında yürütüldüğünü belirtir. Program, düşük doz kimyasal ajanların askerî personel üzerindeki etkilerini ve koruyucu donanım ile ilaçları değerlendirmeyi amaçlıyordu.

VA’nın Savunma Bakanlığı verilerine dayanan açıklamasına göre yaklaşık 7.000 asker, 250’den fazla kimyasalı içeren deneylere katıldı. Denenen maddeler arasında sinir ajanları, hardal ajanları, psikoaktif maddeler ve tahriş ediciler bulunuyordu. Uzun vadeli takip, ilk araştırmaların planına dahil edilmemişti.

Katılımcıların sağlık sonuçlarını herkes için aynı biçimde tanımlamak doğru değildir. VA, araştırmaya katılmayla ilişkili psikolojik etkilerin mümkün olduğunu belirtir; bireysel sağlık sorunları ve maruziyet öyküsü ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaynak: VA, Edgewood/Aberdeen Experiments.

11. Proje Capricious: ABD’nin Almanya’nın Afrika Kolordusunu Keçi Dışkısıyla Zayıflatma Planı

II. Dünya Savaşı sırasında, sıra dışı fikirlerin sayısı hiç de az değildi. Müttefik kuvvetleri, birden fazla cephede büyük tehditlerle karşı karşıyaydı ve ABD savaşa katıldığında, Amerikan askeri bilim insanlarının yaratıcı fikirleri savaşın seyrini değiştirmeye başladı. Ancak bazı fikirler, oldukça tuhaf ve ilginçti; bunlardan biri de Proje Capricious.

1942’nin başlarında geliştirilen bu plan, Almanya’nın ünlü generali Erwin Rommel ve onun Afrika Kolordusu‘na karşı kullanılacaktı. Rommel’in birlikleri, Kuzey Afrika’da ABD güçleri için büyük bir tehdit oluşturuyordu. Eğer Afrika Kolordusu galip gelirse, İspanya’nın Mihver Devletleri’ne katılma olasılığı da vardı. ABD, bu durumu önlemek için yaratıcı bir çözüm arıyordu ve OSS Araştırma Direktörü Stanley Lovell bunun cevabını bulduğunu düşündü.

Lovell, sineklerin Rommel’in birliklerine hastalık yayabileceğini öne sürdü. Ancak sineklerin nasıl güvenilir bir şekilde hastalık taşıyacağı sorunu vardı. Lovell, sineklerin en çok cezbedildiği şeyi düşündü: dışkı. O dönemde Fas’ta insanlardan daha fazla keçi yaşıyordu ve keçilerin bol miktarda dışkı ürettikleri biliniyordu.

Lovell’in çözümü, gerçek keçileri hastalıkla enfekte etmek yerine, patojenlerle yüklü sentetik keçi dışkısı üretmekti. Bu sentetik dışkı, sinekleri çekecek ve sinekler de Afrika Kolordusu askerlerine hastalık yayacaktı. ABD, bu sentetik dışkıyı gece boyunca havadan bırakmayı planlıyordu, ancak bu yöntemin masum sivillere de hastalık bulaştırma riski vardı.

Sonuçta, Proje Capricious, Alman birliklerinin Fas’tan geri çekilip Stalingrad’a gönderilmesiyle iptal edildi.

1

Yazı gezinmesi

Mobil sürümden çık