DOSYA HABER | TARİH
Spot:
Faşizm denildiğinde çoğu zaman Nazi Almanyası ile aynı ideoloji olduğu düşünülüyor. Ancak Benito Mussolini dönemindeki İtalyan faşizmi; devlet, korporatif ekonomi, gençlik eğitimi, sosyal yardımlar ve millî birlik düşüncesi üzerinden kendine özgü bir sistem kurmayı amaçladı. Rejimin kendi iddialarıyla tarihsel uygulamaları birlikte incelendiğinde ise daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.
Editör: Ahmet Deniz
Kaynak: Bu haber; Benito Mussolini’nin Faşist Devlet adlı eseri, Selçuk Uygur’un Operasyon: Mussolini – Dünyayı Sarsan Kurtarma Harekâtı kitabı ve döneme ilişkin tarihsel kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır. Mussolini’nin eseri rejimin kendi anlatımını yansıtır; bağımsız bir tarih değerlendirmesi değildir.

Benito Mussolini’nin Faşist İtalya döneminde çekilmiş bir portresi. Görsel kaynağı: Wikimedia Commons.
Savaş sonrasında ortaya çıkan hareket
Faşizmin ortaya çıkışını anlayabilmek için Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki İtalya’ya bakmak gerekiyor. Savaştan galip devletler arasında çıkmasına rağmen İtalya’da ekonomik sıkıntılar, işsizlik, grevler ve siyasi istikrarsızlık giderek arttı. Sosyalist devrim ihtimali ise özellikle sanayiciler, toprak sahipleri ve orta sınıflar arasında ciddi bir endişe oluşturdu.
Bir dönem sosyalist hareket içerisinde yer alan ve gazetecilik yapan Benito Mussolini, 1919 yılında İtalyan Mücadele Birliklerini kurdu. Hareket, 1921 yılında Ulusal Faşist Parti’ye dönüştü. Faşistler bir taraftan seçimlere katılırken diğer taraftan Kara Gömlekliler adı verilen silahlı gruplarla sokaklarda güç kazandı.
Burada yanlış bilinen ilk nokta, Mussolini’nin doğrudan halk tarafından diktatör seçildiği iddiasıdır. Mussolini, 1922’deki Roma Yürüyüşü’nün oluşturduğu siyasi baskının ardından Kral III. Vittorio Emanuele tarafından başbakanlığa atandı. İlk hükümeti yalnızca faşistlerden oluşmuyordu. Ancak ilerleyen yıllarda muhalefet sınırlandırıldı, basın denetim altına alındı ve 1925’ten itibaren tek parti yönetimi belirginleşti. Roma Yürüyüşü’nün yalnızca askerî bir darbe değil, şiddet tehdidiyle siyasi pazarlığı birleştiren bir iktidar hamlesi olduğu tarih kaynaklarında da aktarılıyor. Treccani – Faşizm
Faşizmin merkezinde devlet bulunuyordu
İtalyan faşizminin merkezinde ırktan önce devlet ve millet düşüncesi yer alıyordu. Faşizme göre birey, kendisini milletin ve devletin dışında bağımsız bir varlık olarak görmemeliydi. Toplumdaki farklı sınıfların birbiriyle mücadele etmesi yerine aynı millî hedef doğrultusunda hareket etmesi savunuluyordu.
Bu nedenle faşizm hem liberal bireyciliğe hem de Marksist sınıf mücadelesine karşı çıktı. Liberal sistemin bireyi devletin üzerinde tutmasına, Marksizmin ise toplumu işçi ve sermaye sınıfları arasında bölmesine karşı kendi üçüncü yolunu oluşturduğunu iddia etti. Mussolini’nin 1932 tarihli ideoloji metninde devlet, milletin siyasi ve manevi birliğini temsil eden temel güç olarak tanımlandı. Mussolini – What Is Fascism?
Bu yönüyle faşist ekonomi, tamamen serbest piyasa ekonomisi değildi. Aynı şekilde üretim araçlarının tamamını devlet mülkiyetine geçiren Marksist bir sistem de değildi. Özel mülkiyet ve özel teşebbüs devam ediyor ancak ekonomik faaliyetlerin devletin belirlediği millî hedeflere uygun hareket etmesi bekleniyordu.
Korporatif sistem neyi amaçlıyordu?
Faşizm hakkında en fazla karıştırılan kavramlardan biri korporatizmdir. Buradaki “korporasyon” sözcüğü, günümüzde kullanılan büyük özel şirket anlamına gelmiyordu. İşçi ve işverenlerin faaliyet gösterdikleri meslek alanlarına göre devlet tarafından tanınan kuruluşlarda bir araya getirilmesini ifade ediyordu.
Sistemin temel iddiası, işçi ile işvereni birbirine düşman iki sınıf olarak görmek yerine, millî üretimin iki tarafı olarak aynı yapı içerisinde buluşturmaktı. Ücretler, çalışma şartları ve üretimle ilgili sorunların grevler yerine toplu sözleşmeler, iş mahkemeleri ve devletin hakemliğiyle çözülmesi amaçlanıyordu.
Mussolini’nin Faşist Devlet adlı eserinde toplu iş sözleşmelerinde asgari ücret, çalışma saatleri, hafta ve bayram tatilleri, yıllık izin, işten çıkarma tazminatı, iş kazaları ve hastalıklara karşı sigorta gibi hakların yer aldığı aktarılıyor. Eserde bu sistem, işçi ve işveren çıkarlarını millî menfaat etrafında uzlaştırma girişimi olarak sunuluyor.
Ancak sistemin diğer tarafını da belirtmek gerekiyor. Çalışanlar bağımsız sendikalar yerine devlet tarafından tanınan sendikalarda örgütlenebiliyor, grev ve lokavt hakkı kabul edilmiyordu. Bu nedenle korporatif düzen bir taraftan çalışma hayatına çeşitli sosyal kurallar getirirken diğer taraftan işçi ve işveren ilişkilerini devlet denetimine alıyordu. Bu iki durum birbirinden ayrılmadan birlikte değerlendirilmelidir.
Gençlik devletin geleceği olarak görüldü
Mussolini yönetimi gençleri yalnızca eğitim alan bir kesim olarak değil, gelecekte devleti yönetecek bir nesil olarak gördü. Faşist Devlet eserinde sert reformların eski düşüncelerle yürütülemeyeceği ve yeni sistemin genç zihinlere ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Bu nedenle gençlerin kültürel, fiziksel ve ahlaki alanlarda yetiştirilmesine önem verildi.
3 Nisan 1926 tarihinde Opera Nazionale Balilla, kitapta geçen Türkçe adıyla Balilla Millî Teşkilatı kuruldu. “Balilla” adı, 1746 yılında Cenova’daki Avusturya karşıtı ayaklanmanın başlamasıyla ilişkilendirilen genç Giovan Battista Perasso’nun lakabından geliyordu. Bu isim, gençlik kuruluşuna millî direnişi temsil etmesi amacıyla verildi.
Teşkilat bünyesinde gençlere spor, yüzme, denizcilik, havacılık, ilk yardım ve temel askerî eğitimler verildi. Denizcilik eğitimlerinde okul gemilerinden yararlanılırken havacılık bölümlerinde motor, montaj ve radyo-telgraf gibi alanlarda çalışmalar yapıldı. Bazı gençlerin motorsuz uçak kursları sonunda pilotluk diploması aldığı da eserde aktarılıyor.
1928 yılında açılan Fizik Terbiye Faşist Akademisinde ise anatomi, fizyoloji, fizik tedavi, spor patolojisi, pedagoji, felsefe, eskrim ve yabancı dil gibi derslerin yanında askerî teknik ve faşist kanunlar da okutuldu. Bu durum, gençlere yalnızca spor eğitimi verilmediğini; aynı zamanda rejimin dünya görüşüne uygun eğitmenler yetiştirildiğini gösteriyor.
Foro Mussolini adı verilen geniş spor kompleksi de bu politikanın önemli sembollerinden biri oldu. Futbol, tenis, yüzme, atletizm ve çeşitli spor alanlarının bulunduğu kompleks, fiziksel eğitimin devlet politikası hâline getirilmesini temsil ediyordu. Gençlik teşkilatlarının spor ve meslek eğitimi vermesinin yanında siyasi eğitim ve gelecekteki askerî görevler için hazırlık yaptığı da tarihsel çalışmalarda belirtiliyor. Imperial War Museums – Opera Nazionale Balilla
Sosyal yardımlar tek merkezde toplandı
Faşist yönetim döneminde gençlik teşkilatları yalnızca eğitim ve sporla ilgilenmedi. Mussolini’nin eserinde çocuklar, anneler, yoksul öğrenciler ve maddi desteğe ihtiyaç duyan aileler için çeşitli yardım programlarının oluşturulduğu belirtiliyor.
Kitapta, yoksul çocuklara yemek, kıyafet, kitap ve defter yardımı yapıldığı; çocuk yuvaları, halk kütüphaneleri, dispanserler ve yaz kampları açıldığı aktarılıyor. Kamplarda çocukların sağlık kontrollerinin yapıldığı ve ihtiyaç hâlinde tedavilerinin karşılandığı ifade ediliyor.
Annelik ve Çocukluğun Korunması Millî Teşkilatı ise doğum öncesi ve sonrasında kadınlarla çocuklara sağlık yardımı sağlamayı amaçlıyordu. Eserde, 1932 yılında yeniden evlenen 3 bin 500 dul kadına yaklaşık bir milyon liret tutarında evlenme primi dağıtıldığı bilgisine de yer veriliyor.
Bu uygulamalar, faşist devletin sosyal yardımı tamamen dışlamadığını gösteriyor. Ancak yardımlar aynı zamanda nüfusu artırma, aileyi rejimin belirlediği biçimde güçlendirme ve toplumu devlet çevresinde örgütleme politikasının bir parçasıydı.
Kadınlara eğitim verildi ancak temel rol aile olarak belirlendi
Faşist İtalya’da kız çocukları da gençlik teşkilatları içerisinde örgütlendi. Genç kızlara tarım, çiçek yetiştirme, yabancı dil, sekreterlik, daktilografi, fotoğrafçılık ve ev ekonomisi gibi alanlarda eğitim verildi. Çalışmak zorunda olan genç kızlara iş bulunması da kuruluşların faaliyetleri arasında gösterildi.
Buna karşılık rejimin kadın anlayışı kadın ve erkek arasında tam bir toplumsal eşitliği temel almıyordu. Mussolini’nin Faşist Devlet eserinde kadının başlıca görevleri annelik, çocukların yetiştirilmesi ve aile sorumluluğu üzerinden tanımlanıyor. Kadının erkeklere ait olduğu düşünülen meslek ve görevlere yönelmesinin, onu doğal görevlerinden uzaklaştıracağı savunuluyor.
Dolayısıyla ortaya iki yönlü bir tablo çıkıyor: Kadınlara eğitim ve bazı mesleki imkânlar verilirken, onların toplumdaki temel yeri yine aile ve annelik üzerinden belirleniyordu. Rejimin sosyal yardımları da bu aile ve nüfus politikasıyla birlikte yürütülüyordu.
Faşizm ile Nazizm aynı ideoloji miydi?
Faşizm ve Nazizm ortak yönleri bulunan ancak tamamen aynı olmayan iki ideolojiydi. İtalyan faşizmi ilk yıllarında devleti, millî birliği ve korporatif sistemi merkeze alırken Nazi ideolojisi biyolojik ırkçılığı ve antisemitizmi başlangıcından itibaren temel unsurlarından biri hâline getirdi.
İtalya’daki Yahudiler 1938 yılına kadar Faşist Parti’ye katılabiliyordu. Ancak bu farklılık, Mussolini yönetiminin ırkçılıktan tamamen uzak olduğu anlamına gelmiyor. Rejim, Nazi Almanyası’yla yakınlaşmasının ardından 1938’de Yahudileri eğitimden, mesleklerden ve toplumsal yaşamın çeşitli alanlarından dışlayan ırk yasalarını kabul etti. İtalya’nın Etiyopya’yı işgali sırasında yürütülen sömürge politikaları da rejimin milliyetçi ve yayılmacı yönünü ortaya koydu. ABD Holokost Anı Müzesi – İtalya
Kısacası Nazizm ile İtalyan faşizmini tek bir ideoloji gibi göstermek doğru değildir. Fakat iki rejim arasındaki farklılıkları anlatmak, Mussolini yönetiminin daha sonraki ırk yasalarını, siyasi baskılarını veya savaş politikalarını yok saymak anlamına da gelmemelidir.
İktidar 1943 yılında çöktü
İkinci Dünya Savaşı’nın İtalya açısından kötü ilerlemesi, Mussolini’nin yönetimdeki gücünü zayıflattı. Müttefiklerin Sicilya’ya çıkmasının ardından Faşist Büyük Konsey, 25 Temmuz 1943’te Mussolini’ye karşı karar aldı. Kral III. Vittorio Emanuele, Mussolini’yi görevden uzaklaştırdı ve yerine Mareşal Pietro Badoglio’yu getirdi. Mussolini aynı gün tutuklandı.
Selçuk Uygur’un Operasyon: Mussolini kitabında, Mussolini’nin devrilmesinin ardından Milano’da faşist sembollerin kaldırıldığı ve bazı heykellerin halk tarafından yıkıldığı aktarılıyor. Tutuklanan Mussolini, Almanların yerini öğrenmesini engellemek amacıyla önce Ponza Adası’na, daha sonra La Maddalena’ya ve son olarak Gran Sasso’daki Campo Imperatore Oteli’ne götürüldü.
Gran Sasso operasyonunda Skorzeny’nin rolü
Mussolini’nin 12 Eylül 1943’te Gran Sasso’dan kurtarılması, İkinci Dünya Savaşı’nın en tanınmış özel operasyonlarından biri oldu. Ancak operasyonun yalnızca Otto Skorzeny tarafından planlanıp gerçekleştirildiği yönündeki anlatı gerçeği tam olarak yansıtmıyor.
Hitler tarafından verilen görev General Kurt Student’ın denetiminde yürütüldü. Operasyonun ayrıntılı planlamasında ve kara birliklerinin yönetiminde Binbaşı Harald Mors önemli rol oynadı. Üsteğmen Georg von Berlepsch planörlerle otele ulaşan hava grubunu yönetirken Skorzeny de SS mensuplarıyla birlikte operasyona katıldı.
Selçuk Uygur’un aktardığına göre Skorzeny’nin Mussolini ve pilot Heinrich Gerlach’la aynı küçük uçağa binmekte ısrar etmesi, uçağı kapasitesinin üzerine çıkararak son derece tehlikeli bir kalkışa neden oldu. Kitapta bu ısrar, Skorzeny’nin operasyon sonrasında öne çıkmak ve şöhretini garanti altına almak istemesiyle ilişkilendiriliyor.
Operasyonun ardından Alman propaganda sistemi Skorzeny’yi kurtarmanın başlıca kahramanı olarak öne çıkardı. Böylece Mors, Student, Berlepsch, Gerlach ve paraşütçü birliklerin rolleri uzun süre geri planda kaldı. Meşe Harekâtı’nın planlanması ve icrasında birden fazla komutan ile askerî birliğin görev aldığı, günümüzdeki tarih çalışmalarında da kabul ediliyor. Bundesarchiv – Gran Sasso harekâtı
Kurtarılan Mussolini daha sonra Alman denetimindeki Kuzey İtalya’da kurulan İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin başına getirildi. Ancak bu yönetim, önceki faşist devlete göre Almanya’ya çok daha bağımlıydı. Mussolini, savaşın son günlerinde kaçmaya çalışırken yakalandı ve 28 Nisan 1945’te İtalyan partizanlar tarafından öldürüldü.
Faşizmi anlamak için iki tarafa da bakmak gerekiyor
Mussolini dönemi yalnızca sloganlar veya tek taraflı anlatımlar üzerinden değerlendirildiğinde eksik kalıyor. Faşist yönetim korporatif ekonomi, sosyal yardımlar, gençlik eğitimi, sağlık ve spor programları oluşturdu. Aynı yönetim bağımsız siyasi örgütlenmeyi sınırlandırdı, toplumu devletin belirlediği hedeflere göre düzenledi ve muhalefete açık bir siyasal alan bırakmadı.
Bu nedenle faşizmin kendi iddialarıyla tarihsel uygulamalarını birbirinden ayırarak incelemek gerekiyor. Yapılan sosyal düzenlemeleri tamamen yok saymak doğru olmadığı gibi, bu düzenlemeleri anlatırken rejimin siyasi kontrolünü görmezden gelmek de doğru değildir. Faşizmi doğru anlamanın yolu onu ne yükseltmekten ne de yalnızca hakaretlerle açıklamaktan geçiyor. Asıl yapılması gereken, ideolojinin ne söylediğini ve iktidarda ne yaptığını belgeler üzerinden birlikte ortaya koymaktır.
Kaynakça
- Benito Mussolini, Faşist Devlet, Dorlion Yayınları, 176 sayfa.
- Selçuk Uygur, Operasyon: Mussolini – Dünyayı Sarsan Kurtarma Harekâtı, Kronik Kitap, 2020.
- Benito Mussolini (Giovanni Gentile’nin katkısıyla), The Doctrine of Fascism, 1932.
- Treccani, “Fascismo”.
- United States Holocaust Memorial Museum, “Fascism” ve “Italy”.
- American Historical Association, “The Rise and Fall of Fascism”.

