DOSYA HABER | TARİH
Spot:
Netflix’in 16 Ekim’de yayınlayacağı “Organize İşler: Karun Hazinesi” dizisi, adını Türkiye’nin en ünlü arkeolojik buluntularından birinden alıyor. Gerçek Karun Hazinesi’nin öyküsü kurmacayı aratmıyor: 1960’larda Uşak’ta kaçak kazılarla çıkarıldı, New York’a kaçırıldı, yıllar süren bir davayla geri alındı ve döndüğü müzede en ünlü parçası sahtesiyle değiştirildi. Üstelik hazine, büyük olasılıkla Karun’un kendisine bile ait değil.
Kaynak: Bu dosya; arkeolog İlknur Özgen’in Sardes Kazıları için kaleme aldığı “Lidya Hazinesi” değerlendirmesi, Cenevre Üniversitesi ArThemis veri tabanındaki dava özeti, gazeteci Özgen Acar’ın tanıklığı ve dönemin haberlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Kaynakların birbirinden farklı tarih ya da rakam verdiği yerler metinde ayrıca belirtilmiştir.
Uşak Arkeoloji Müzesi’nde Karun Hazinesi bölümünde sergilenen altın bezemeli gümüş bir kap. Fotoğraf: Dosseman, Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0).
Dizinin adı nereden geliyor?
Yılmaz Erdoğan’ın yarattığı “Organize İşler” serisi, iki sinema filminin ardından sekiz bölümlük bir Netflix dizisi olarak geri dönüyor. Platformun duyurusuna göre hikâye, gizemli bir hazine haritasının ortaya çıkmasıyla başlıyor; Asım Noyan ve çetesi kendini acımasız rakiplerin ve uluslararası hazine avcılarının da peşine düştüğü bir yarışın içinde buluyor. Netflix – dizinin duyurusu
Dizi kurmaca bir hazine avını anlatıyor. Ancak adındaki “Karun Hazinesi”, Türkiye’de gerçek bir buluntu grubunun adı: Uşak’ın Güre beldesi çevresindeki tümülüslerden, yani yığma mezar tepelerinden çıkarılan altın ve gümüş eserler. Bu hazinenin gerçek hikâyesinde de kaçak kazıcılar, antikacılar, dünyanın en büyük müzelerinden biri ve bir müze soygunu var.
Karun kimdi, hazine gerçekten onun mu?
Türkçedeki “Karun kadar zengin” deyimine adını veren Karun, Kur’an’da Kasas Suresi’nde anlatılan, Hz. Musa döneminin efsanevi zenginidir. Anadolu’da bu ad zamanla başka bir zenginle, MÖ 6. yüzyılda Sardes’te hüküm süren Lidya Kralı Kroisos’la (Krezüs) özdeşleşti. Uşak’ta bulunan eserlere “Karun Hazinesi” denmesinin nedeni de budur.
Yanlış bilinen ilk nokta burada başlıyor: Hazinenin Kroisos’un kişisel hazinesi olduğunu gösteren bir kanıt yok. Arkeolog İlknur Özgen’in değerlendirmesine göre eserler MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Kroisos ise MÖ 547/546’da Pers kralı Büyük Kyros’a yenilmiş, Lidya bir Pers eyaletine dönüşmüştü. Yani eserler, Kroisos’un tahtını kaybettiği dönemin sonrasına uzanıyor. Güre’deki mezarların da krala değil, bölgenin yerel soylularına ait olduğu düşünülüyor. Sardes Kazıları – İlknur Özgen, “Lydian Treasure”
Uluslararası literatürde bu yüzden daha temkinli bir ad tercih edilir: “Lidya Hazinesi” (Lydian Hoard). Eserlerdeki Pers etkisi de aynı döneme işaret eder; gümüş kapların bir bölümünde Pers kralı figürleri yer alır.
1965–1968: Tümülüslere giren köylüler
Hazine, 1965 ile 1968 arasında Güre çevresindeki Toptepe, İkiztepe ve Aktepe tümülüslerinde yapılan kaçak kazılarla ortaya çıktı. Milliyet Arkeoloji Olayı yıllarca izleyen gazeteci Özgen Acar’ın aktardığına göre mezar odalarından ilkinin yeri 1965 baharında Toptepe’de saptandı. 6 Haziran 1966’da ise Güreli bir grup İkiztepe’ye girdi: Dokuz kişi dokuz gün kazdı, taş bloklara dayanınca onuncu gün bir demirci çağrıldı; demirci taşta bir delik açtı ve iple mezar odasına indirildi. Hürriyet Daily News – Özgen Acar
Başka kaynaklar mezarlardan birinin patlayıcıyla açıldığını aktarır; hangi tümülüse hangi tarihte girildiği konusunda da anlatımlar birbirini tutmaz. Değişmeyen şu: Mezarlar taşınabilir ne varsa boşaltıldı. Altın takılar, gümüş kaplar, buhurdanlar, hatta mezar odalarındaki duvar resimlerinden parçalar yerinden söküldü. Jandarma eserlerin bir bölümünü ele geçirdi, ancak büyük kısmı çoktan el değiştirmişti.
İzmir’den New York’a
Acar’ın ortaya çıkardığı zincire göre eserler yerel alıcılardan İzmirli bir antikacıya, oradan New York’taki bir sanat tüccarına ve sonunda Metropolitan Sanat Müzesi’ne ulaştı. Müze koleksiyonu 1966–1970 arasında üç parti hâlinde satın aldı. Ödenen bedel konusunda kaynaklar 1,2 ile 1,7 milyon dolar arasında değişen rakamlar veriyor. Cenevre Üniversitesi ArThemis – dava özeti
Asıl dikkat çekici olan sonrasıydı: Müze eserleri yıllarca depoda tuttu. Bir bölümünü ancak 1984’te, kökenini belirtmeden ve “Doğu Yunan Hazinesi” etiketiyle sergiledi. Bu yanıltıcı ad, eserlerin Anadolu’daki Lidya mezarlarından geldiğine dair hiçbir ipucu vermiyordu.
Bir gazetecinin yıllar süren takibi
Hazinenin Metropolitan’a satıldığı 1970’te İngiliz basınında haber oldu. Özgen Acar konunun peşini bırakmadı; kendi anlatımına göre 1981’de eline eserlerin fotoğrafları geçti, Kasım 1984’te ise müzenin vitrinindeki kapları görerek tanıdı. 1986’da Milliyet’te yayımlanan yazı dizisi konuyu Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Türkiye aynı yıl eserlerin iadesini istedi; müze reddetti. 1987’de New York’ta dava açıldı. Müze, zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep etti; mahkeme 1990’da bu talebi reddederek esasa geçti. Dosyaya giren belgeler tabloyu değiştirdi: Satın alma komitesi tutanakları, müze yetkililerinin eserlerin kaçak kazıdan çıkıp yasa dışı yoldan ihraç edildiğini bildiğine işaret ediyordu. Türk arkeologlar ise müzedeki duvar resmi parçalarını Uşak’taki mezarlarda kalan kısımlarla eşleştirdi.
1993’te taraflar anlaştı ve Metropolitan hazineyi iade etmeyi kabul etti. Türkiye’ye 363 eser döndü. Davanın Türkiye’ye maliyeti konusunda basında on milyonlarca dolarlık rakamlar anılır; bu rakamlar kaynaktan kaynağa değişir. Eserler önce Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilendi, 1990’ların ortasında da çıkarıldıkları kentin müzesine, Uşak’a gönderildi.
Dava, kültür varlıklarının iadesi tartışmalarında bugün de en sık anılan örneklerden biridir: Bir devlet, dünyanın en güçlü müzelerinden birinin koleksiyonuna girmiş eserleri mahkeme yoluyla geri almıştı.
Vitrindeki sahte denizatı
Hazinenin en tanınmış parçası, altından yapılmış kanatlı bir denizatı (hippokampos) figürüdür; çoğunlukla “broş” olarak anılır. 2006’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ulaşan bir ihbar üzerine müfettişler Uşak Müzesi’ni inceledi ve vitrindeki denizatının sahte olduğunu saptadı. Orijinalin 2005’te değiştirildiği anlaşıldı.
İncelemeler sahteciliğin ayrıntısını da ortaya koydu: Orijinal parça dövme tekniğiyle yapılmıştı, kopya ise modern altından dökülmüştü. Kopyalanması zor olan sarkaç taşları orijinalden sökülüp sahtesine takılmıştı. Milliyet Arkeoloji – “Kanatlı Denizatı ve altın taç örnekleri”
Soruşturma müzenin kendi yönetimine uzandı. Uşak Ağır Ceza Mahkemesi 13 Şubat 2009’da müzenin eski müdürünü 12 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırdı; dokuz sanık daha çeşitli cezalar aldı. TimeTürk – “Karun Hazineleri davasında karar” Basına yansıyan ifadelere göre eski müdür, kumar borçlarını ödemek için müzedeki eserleri sattığını kabul etmişti.
Hagen’de bulunan altın
Orijinal denizatı yıllarca Interpol aracılığıyla arandı. Kasım 2012’de Almanya’nın Hagen kentinde ele geçirildi. Türkiye’den giden uzmanlar parçayı taşınabilir bir XRF cihazıyla inceledi; altının kimyasal bileşimi aynı mezardan çıkan diğer altın eserlerle karşılaştırıldı ve örtüştüğü görüldü. Hazırlanan rapor Alman makamlarına sunuldu, eser 2013’te Türkiye’ye iade edildi. NTV – “Karun’un en değerli hazinesi Türkiye’de”
Denizatı bir süre Ankara’da sergilendikten sonra Uşak’a döndü. Uşak Arkeoloji Müzesi 2018’de yeni binasına taşındı ve Karun Hazinesi bugün burada sergileniyor. Güncel kaynaklarda koleksiyon 432 parça olarak anılıyor; 1993’te iade edilen eser sayısı 363’tü. KÜRE Ansiklopedi – Uşak Arkeoloji Müzesi
“Karun’un laneti” gerçek mi?
Hazinenin çevresinde yıllardır bir de lanet söylencesi dolaşır: Kazıya karışanların ve eserleri satanların çoğunun başına felaket geldiği anlatılır; kimi kazada ölmüş, kimi ağır hastalanmış, kimi aklını yitirmiştir. Bu anlatıları derleyen Özgen Acar bile mezar odasına ilk girenlerin fenalaşmasını doğaüstü bir güce değil, kapalı odada biriken gaza bağlar.
Lanet bir söylencedir. Hazinenin başına gelenler ise belgelidir: Yaklaşık 2.500 yıl toprak altında kalan eserler, gün yüzüne çıktıktan sonraki kırk yıl içinde iki kez çalındı; önce mezardan, sonra müzeden.
Diziyi izlerken akılda tutulacak dört nokta
- “Karun Hazinesi” uydurma değil; Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen gerçek bir buluntu grubunun adı.
- Eserler büyük olasılıkla Kral Kroisos’un kendi hazinesi değil; Lidya’nın Pers yönetimine girdiği dönemde gömülmüş yerel soylulara ait.
- Hazine 1960’larda yurt dışına kaçırıldı; 1987’de açılan dava 1993’te iadeyle sonuçlandı.
- En ünlü parçası olan kanatlı denizatı müzede sahtesiyle değiştirildi, 2012’de Almanya’da bulundu ve 2013’te geri döndü.
Kaynakça
- İlknur Özgen, “Lydian Treasure”, The Lydians and Their World, 2010 (Sardis Expedition).
- Université de Genève, ArThemis – Art-Law Centre, “Lydian Hoard – Turkey and Metropolitan Museum of Art”.
- Republic of Turkey v. Metropolitan Museum of Art, 762 F. Supp. 44 (S.D.N.Y. 1990).
- Özgen Acar, “The curse of the Karun Treasure”, Hürriyet Daily News, 2 Ekim 2016.
- Milliyet Arkeoloji, “Kanatlı Denizatı ve altın taç örnekleri”.
- TimeTürk, “Karun Hazineleri davasında karar”, 13 Şubat 2009.
- NTV, “Karun’un en değerli hazinesi Türkiye’de”, 2013.
- KÜRE Ansiklopedi, “Uşak Arkeoloji Müzesi”.
- Netflix, “Organize İşler: Karun Hazinesi” basın duyurusu.
Kapak görseli: Fotoğraf: Dosseman, Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0); kırpılarak kullanılmıştır.
